<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tahsin AKIN &#187; Tarih</title>
	<atom:link href="http://www.tahsinakin.com/category/tarih/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tahsinakin.com</link>
	<description>Kişisel Web Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 14 Dec 2011 14:55:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;un Fethi 29 Mayıs 1453</title>
		<link>http://www.tahsinakin.com/istanbulun-fethi-29-mayis-1453.html</link>
		<comments>http://www.tahsinakin.com/istanbulun-fethi-29-mayis-1453.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 May 2009 09:02:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>thsn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tahsinakin.com/?p=84</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul&#8217;un Fethi, 29 Mayıs 1453&#8242;te (Jülyen takvimine göre, Gregoryen takvimine göre 7 Haziran 1453), şehri günlerdir kuşatan Osmanlı ordusunun, şimdi İstanbul olarak bilinen, o zamanki adıyla Konstantinopolis şehrini Sultan II. Mehmed Han&#8217;ın komutanlığında fethetmesidir. Bu fetihten sonra Osmanlı Devleti İmparatorluk olmuş, henüz 21 yaşında olan Sultan II. Mehmed, Fatih unvanını da alarak Fatih Sultan Mehmed [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/b/b6/Zonaro_GatesofConst.jpg/300px-Zonaro_GatesofConst.jpg" rel="lightbox" title="İstanbulun Fethi"><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/b/b6/Zonaro_GatesofConst.jpg/300px-Zonaro_GatesofConst.jpg" align="left"width="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/b/b6/Zonaro_GatesofConst.jpg/300px-Zonaro_GatesofConst.jpg" height="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/b/b6/Zonaro_GatesofConst.jpg/300px-Zonaro_GatesofConst.jpg" alt="" /></a></p>
<p><a href="http://www.bilgegenc.com/tarih">İstanbul&#8217;un Fethi</a>, 29 Mayıs 1453&#8242;te (Jülyen takvimine göre, Gregoryen takvimine göre 7 Haziran 1453), şehri günlerdir kuşatan Osmanlı ordusunun, şimdi İstanbul olarak bilinen, o zamanki adıyla Konstantinopolis şehrini Sultan II. Mehmed Han&#8217;ın komutanlığında fethetmesidir. Bu fetihten sonra Osmanlı Devleti İmparatorluk olmuş, henüz 21 yaşında olan Sultan II. Mehmed, Fatih unvanını da alarak Fatih Sultan Mehmed olarak anılmaya başlanmıştır. Tarihteki en önemli devletlerden olan Doğu Roma İmparatorluğu böylelikle sona ermiştir.<br />
<strong>İstanbul&#8217;un önemi</strong><br />
İstanbul, bölgede önemli bir siyasi güç olan Doğu Roma imparatorluğu&#8217;nun başkenti olmasının yanısıra, iki kıtayı ve iki denizi birbiriyle bağlayan stratejik konumu itibariyle de önemli bir merkezdi. Bundan dolayı tarihte pek çok devletin topraklarına katmak istediği bir kara parçasıydı.</p>
<p>Bunun yanında İstanbul, İslam devletleri açısından farklı bir öneme haizdi. İslam peygamberi Muhammed, İstanbul&#8217;un Müslümanlar tarafından feth edileceğini 7. yüzyılda sahabelerine müjdelemiş ve İstanbul&#8217;u fethedecek komutan ve askerlerden övgüyle bahsetmiştir.[1] Bu sebeple tarihe geçen İstanbul kuşatmalarının büyük çoğunluğu İslam devletleri tarafından yapılmıştır.<br />
<strong>Önceki fetih denemeleri:</strong><br />
Karadeniz ile Ege&#8217;yi birbirine bağlayan deniz yolu üzerinde kurulu olan İstanbul, günümüzde olduğu gibi o zamanlar da oldukça önemli bir şehirdi. 1453 yılına kadar farklı zamanlarda, birçok farklı millet ve medeniyet tarafından defalarca kuşatılmışsa da, gerek Bizans&#8217;ın sahip olduğu Rum ateşi (grejuva), gerekse şehrin o zamanlar için aşılamaz olarak görülen surları, bu fetih hareketlerini başarısız kılmıştı.</p>
<p>Sayıları 22 olan kuşatmalar sırayla şunlardır<a href="http://bilgegenc.com">:</a></p>
<p><span id="more-84"></span></p>
<p>* M.Ö. 340, Makedonya Kralı Phillippe<br />
* M.Ö. 194, Roma İmparatoru Septim Severus (Başarılı olmuştur. Şehir, Romalıların hakimiyetine geçmiştir.)<br />
* 616, İran Hükümdarı Keyhüsrev<br />
* 626, İranlılar ve Avar Türkleri ortak<br />
* 672, Emevi Halifesi Muaviye<br />
* 712, Emevi Halifesi I. Yezid<br />
* 722, Emevi Halifesi I. Yezid (Yalnızca Galata Limanı alınmış, Arap Camii inşa ettirilmiştir.)<br />
* 782, Abbasiler (Kent haraca bağlanmıştır.)<br />
* 854, Abbasi Halifesi Mütevekkil<br />
* 864, Ruslar<br />
* 869, Abbasiler<br />
* 936, Ruslar<br />
* 959, Macarlar<br />
* 970, Abbasiler (Kent haraca bağlanmıştır.)<br />
* 1203, Latinler (Latinler, İstanbul&#8217;u 1261&#8242;e kadar ellerinde tuttular.)<br />
* 1302, Venedikliler<br />
* 1348, Cenevizliler<br />
* 1394-1396, Osmanlı Padişahı I. Bayezid<br />
* 1412, Osmanlı Şehzadesi Musa Çelebi<br />
* 1422, Osmanlı Padişahı II. Murat<br />
* 1437, Cenevizliler<br />
* 1453, Osmanlı Padişahı II. Mehmed (Başarılı olmuştur. Şehir, Osmanlıların hakimiyetine geçmiştir.)</p>
<p>Bunların yanında Atilla&#8217;nın, Vikinglerin, Bulgarların Avarların ve Gotların da kuşatma yaptığı bazı kaynaklarda geçer ama tarihleri bilinmemektedir.<br />
Kaynak:</p>
<h3><a href="http://www.bilgegenc.com/manset/istanbulun-fethi-29-mayis-1453.html">İstanbul’un Fethi 29 Mayıs 1453</a></h3>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tahsinakin.com/istanbulun-fethi-29-mayis-1453.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Muhammed (s.a.v)&#8217;in Türkleri Değerlendirdiği Sözleri</title>
		<link>http://www.tahsinakin.com/hz-muhammedin-sav-turkleri-degerlendirdigi-sozleri.html</link>
		<comments>http://www.tahsinakin.com/hz-muhammedin-sav-turkleri-degerlendirdigi-sozleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Jan 2009 20:44:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[türklerle ilgili hadisler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tahsinakin.com/?p=42</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Muhammed’in (s.a.v) Türkleri Değerlendirdiği Sözleri Ali Akkoç Değerli okurlarım Hazreti Muhammed Türkleri değerlendiren yani Türkleri tanıtan sözlerde söylemiştir. Bu onun Türkler İslam olmadan önce söylediği sözleri olduğuna göre Hz. Muhammed Türkleri tanrı vergisi bilgilerine göre değerlendirmiştir. Bu sözlü hadisler hakkında en kestirme bilgileri Türk Tarihi Dergisinde Doç. Dr. Zekeriye Kitapçı’nın yazısında görebiliriz. Bu yazıda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Muhammed’in (s.a.v) Türkleri Değerlendirdiği Sözleri<br />
<img src="http://tahsinakin.com/resimler/Turk-Islam.jpg" alt="turk,islam"  /></p>
<p>Ali Akkoç<br />
Değerli okurlarım Hazreti Muhammed Türkleri değerlendiren yani Türkleri tanıtan sözlerde söylemiştir. Bu onun Türkler İslam olmadan önce söylediği sözleri olduğuna göre Hz. Muhammed Türkleri tanrı vergisi bilgilerine göre değerlendirmiştir. Bu sözlü hadisler hakkında en kestirme bilgileri Türk Tarihi Dergisinde Doç. Dr. Zekeriye Kitapçı’nın yazısında görebiliriz. Bu yazıda verilen ifadeler şöyledir:</p>
<p>Kaşgari hadislerin değerlendirilmesi<br />
Bu alimler arasında Türk alimi Mahmud el-Kaşgari’ye yer vermemiz gerekmektedir. Kaşgari’nin rivayet ettiği ve Türklerin haşmet ve ikballerini çok heyecanlı bir şekilde dile getiren bu hadisler ve yorumlarını bir çırpıda silip atmaktansa, bu açıdan değerlendirmemiz konuya herhalde daha gerçekçi bir yoldan yaklaşmak olacaktır.</p>
<p><span id="more-42"></span></p>
<p>Bu cümleden olmak üzere Ulu Önder Atatürk gibi Türk olmanın gurur ve şuurunu iliklerine kadar duyan ve hisseden Kaşgari, meşhur eseri “Divan-i Lügat’i Türk’de Türklerle ilgili olan hadislerden iki tanesini belirtmiştir. Hatta bunlardan biri hadis literatüründe “kudsi hadis” dediğimiz manası Allah’tan ve sözü Hz. Peygamberden gelen hadisler cinsindedir. Söz konusu hadisi kudsinin muttasıl bir senedle rivayet ettiği metni şöyledir:</p>
<p>“Hz. Peygamber’den rivayet edildiğine göre; aziz ve celil olan Allah buyurur ki, benim bir ordum vardır, adını Türk koydum ve onları doğu ülkelerine yerleştirdim. Herhangi bir kavme öfkelendiğim zaman Türkleri onların başına musallat ederim.”</p>
<p>Kaşgari’nin Türklerle ilgili naklettiği bir diğer hadisin metni ise şudur:<br />
“Hz. Peygamber kıyamet alametlerinin ve ahir zaman kargaşalıklarını ve Oğuz Türklerinin ortaya çıkışlarını anlattıktan sonra demiştir ki, Türk dilini (mutlaka) öğreniniz. Zira mülk ve saltanat uzun zaman onların elinde kalacaktır.”</p>
<p>Kaşgari’nin rivayet ettiği bu hadislerin isnad ve metinleri hakkında Usulü Hadis İlminin ortaya koyduğu kriterler açısından daha fazla münakaşa ve tenkid etmenin yeri herhalde burası değildir. Fakat şu kadarı da bir gerçektir ki, söz konusu doğruluğu hala münakaşa konusu ise de, zaman ve siyasi gelişmeler onların muhteva ve metinlerinin bir başka ifade ile müdafaa ettiği fikirlerin kesinlikle doğru olduğuna, batıya İslam dünyasına yönelmiştir. Cihangir Asya ordularının bir başka öncüleri olan Selçuklular, çok geçmeden Bağdat önlerinde, İslamın taht ve baht şehrinde görülmüşlerdir. Selçuklu Türkleri, İslam dünyasının üstüne kara bulutlar gibi çöken Şii Büvehi saltanatına son vermekle kalmadıkları gibi, başta Bağdat olmak üzere, İmparatorluğun daha ziyade Şii ağırlıklı şehirlerine Nizamiye Medreseleri’ni kurarak onların fikri manada da belini ve Sünni doktrinini de ihya etmişlerdir.</p>
<p>Buhari’nin Türkler hakkındaki hadisleri<br />
Her ne kadar Türklerle ilgili hadislerin büyük bölümü yukarıda da işaret edildiği gibi, daha ziyade sonraki devirlerde bazıları tarafından şu veya bu maksatla uydurulmuş ise de, bunlar arasında doğruluğundan hiç bir zaman şüphe edilmemesi gereken hadisler de vardır. Bunların başında şüphesiz hadis ilminin gelmiş geçmiş en büyük otoritelerinden biri olan İmamı Buhari’nin, Sahih adındaki meşhur hadis kolleksiyonunda naklettiği hadisler gelmektedir. Daha ziyade Şeyhi’le-muhaddisin unvanıyla şöhret bulan büyük imam ve değerle alimin asıl adı Muhammed b. İsmail el Buhari el Cufi’dir.</p>
<p>Uzun tarihi seyri içinde büyük ölçüde Türk nüfuz ve hakimiyeti altında kalmış olan ve hatta İslami fetihler sırasında dahi Türk soyuna bağlı hükümdar aileleri tarafından idare edilen Buhari’nin Türklerle ilgili hadisleri nakletmesinde muhtemelen Türk çevrelerinde dünyaya gelmiş ve buralarda yetişmiş olmasının da büyük tesirleri olsa gerektir. Hatta onun Türk soyundan geldiğini söyleyen Buhari, Türklerle ilgili hadisleri, meşhur eserinde “Siyer ve Cihad Kitabı” adını verdiği genel bölümünde ve “Türklerle Savaş” başlığı altında özel bir bölümde toplamıştır. Bunun yanısıra muhteva itibarı ile birbirine çok yakın olan bir diğer hadisi de “Çarık Giyenlerle Savaş” bölümünde bize nakletmektedir. Sözler ve metin itibarı ile birbirlerine çok yakın olan bu hadislerden biz burada sadece sahabeden Amr b. Tağlib ve Ebu Hüreyre kanalı ve müstakil senedlerle bize kadar gelen hadisleri açıklamakla yetineceğiz.<br />
Amr b. Tağlib’in müstakil senedle Hz. Peygamberden rivayet ettiği hadisin metni şudur:<br />
“Amr b. Tağlib’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber buyurmuştur ki; Kıyamet kopmasının şartlarından (biri de, sizlerin kıldan çarıklar giyen bir kavim olan (Türkler)le harbetmemizdir. Yine kıyamet kopmasının şartlarından bir (diğeri de) sizlerin yuvarlak yüzlü öyle ki, yüzleri (örs üstünde döğülmüş ve) üzeri derilerle kaplanmış (sağlam) kalkanlar gibi bir kavim (olan Türklerle) çarpışmanızdır.”</p>
<p>Buhari’nin Türklerle ilgili bir hadisi de yine muttasıl bir senedle büyük sahabe tarafından nakledilmiştir. Bu hadis de şudur;</p>
<p>“Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Hz. Hz. Peygamber buyurmuştur ki; Sizler küçük çekik gözlü, kırmızı benizli, yatık burunlu, çehreleri sanki (örs üstünde döğülmüş ve ) üzeri derilerle kaplanmış (sağlam) kalkanlar gibi bir kavim olan Türklerle çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Yine sizler, kıldan çarık (ve çoraplar) giyen bir kavimle (Türk) çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”</p>
<p>Müslim’in Türkler hakkındaki hadisleri<br />
Türklerle ilgili hadisler, sadece Buhari değil, hadis ilminin Buhari’den sonra en büyük otoritelerinden İmamı Müslim tarafından da açıklanmıştır. Asıl adı, Müslim b. el-Haccac el-Kuşeyri olan bu değerli alim Nişabur’da dünyaya gelmiştir. (Doğ. 817-Öl. 875) İmamı Buhari’ye karşı aşırı derecede saygı ve bağlılığı ile tanınmıştır.</p>
<p>Büyük İmam daha ziyade “Sahihu Müslim” adı ile İsllam dünyasında hürmet ve itibar gören meşhur eserinde, Türkler hakkındaki hadisleri “Kargaşalıklar ve Kıyametler Alametleri Kitabı” adını verdiği çok geniş ve genel bir bölümde toplamıştır. Daha ziyade Ebu Hüreyre kanalı ile bize kadar ulaşan bu hadislerin sayısı beş kadardır. Hadisler gerek söz gerekse muhteva itibarı ile birbirlerine çok yakın ifadelerle nakledilmiştir. Müslim’in naklettiği bu hadislerin Buhari’deki hadislerle metin bakımından çok benzer olduğu gözden kaçmamaktadır. Demek oluyor ki, her iki imam da bu hadisleri bir ömür boyu çok büyük bir titizlik hatta meşakatle hazırladıkları kitaplarında tam bir gönül rahatlığı ile kaydetmiştir..(*)</p>
<p>Biz burada bu beş hadisten bir fikir vermek üzere sadece iki tanesini belitmek istiyoruz. Bu hadislerden biri aynen şöyledir;</p>
<p>“Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber buyurmuştur ki, müslümanlar kıldan elbiseler giyen ve kıldan çoraplar çarıklarla yürüyen çehreleri (sanki örs üstünde döğülmüş ve) üzeri derilerle kaplanmış kalkanlar gibi kuvvetli bir kavim olan Türklerle çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”(35)</p>
<p>İmamı Müslim’in Türklerle ilgili buraya kaydetmek istediğimiz bir diğer hadisi de aynen şöyledir;<br />
“Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber, buyurmuştur ki; Sizler kıldan çarıklar giyen bir kavim (Türklerle) çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Yine sizler çekik gözlü, ince ve yassı burunlu, ‘kırmızı benizli’ bir kavimle çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır.(35)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tahsinakin.com/hz-muhammedin-sav-turkleri-degerlendirdigi-sozleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sultan III.Mustafa</title>
		<link>http://www.tahsinakin.com/sultan-3-mustafa.html</link>
		<comments>http://www.tahsinakin.com/sultan-3-mustafa.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2008 15:22:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makalelerim]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[gerileme dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[koca ragıp paşa]]></category>
		<category><![CDATA[küçük kaynarca anltlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan III.Mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan III.Mustafa dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tahsinakin.com/?p=36</guid>
		<description><![CDATA[SULTAN III. MUSTAFA Babası: Sultan III. Ahmed Han Annesi: Mihrimah Sultan Doğum Tarihi: 28 Ocak 1717 Vefat Tarihi: 21 Ocak 1774 Saltanat Dönemi: 1757-1774 Türbesi: İstanbul Laleli Camii. Osmanlı Sultanlarının yirmialtıncısı ve İslam halifelerinin doksanbirincisi. Sultan Üçüncü Mustafa 28 Ocak 1717 günü İstanbul&#8217;da dünyaya geldi. Babası Sultan Üçüncü Ahmed, annesi Mihrişah Sultan&#8217;dır. Sultan Üçüncü Mustafa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.mihr.com/webs/osm/padisahlar/26/3.mustafa.jpg" alt="Sultan 3. Mustafa" width="181" height="189" align="right" /><br />
<strong>SULTAN III. MUSTAFA</strong></p>
<p>Babası: Sultan III. Ahmed Han<br />
Annesi: Mihrimah Sultan<br />
Doğum Tarihi: 28 Ocak 1717<br />
Vefat Tarihi: 21 Ocak 1774<br />
Saltanat Dönemi: 1757-1774<br />
Türbesi: İstanbul Laleli Camii.<br />
Osmanlı Sultanlarının yirmialtıncısı ve İslam halifelerinin doksanbirincisi.</p>
<p>Sultan Üçüncü Mustafa 28 Ocak 1717 günü İstanbul&#8217;da dünyaya geldi. Babası Sultan Üçüncü Ahmed, annesi Mihrişah Sultan&#8217;dır. Sultan Üçüncü Mustafa orta boylu, iri gözlü, yassı burunlu ve siyah sakallı idi. Heybetli ve kuvvetli bir vücuda sahipti.<br />
Küçüklüğünden itibaren iyi bir eğitim ve öğretim gördü. Yüksek din ilimleri, edebiyat, tarih, coğrafya, astroloji,tıp, devlet idaresi ve askeri bilgileri devrin meşhur alimlerinden tahsil etti. Çok iyi bir tahsil yaptı. İslam ve Osmanlı tarihlerini inceledi. III. Osman Han&#8217;ın vefatı üzerine 30 Ekim 1757&#8242;de hükümdar oldu. Cülusunu (tahta geçişini) müteakip ilan ettiği adaletname ile reayanın vaziyetini düzeltti. Hazineyi zenginleştirmek için tedbirler aldı. Devletin maliyesine zarar veren, zahmetsiz kârlar peşinde koşan yahudi ve hristiyan taifesinin sıkı kontrol altına alınmasını sağladı.<br />
<span id="more-36"></span></p>
<p>Sultan Üçüncü Mustafa son derece dindar, tutumlu, müşfik, çalışkan ve cömert bir insandı. İki dakika süren ve İstanbul&#8217;un hemen hemen yarıdan fazlasını yıkan büyük depremde evlerini, yakınlarını kaybeden halka kendi kesesinden yardım etti. Adaletle hükmeder haksızlıklara asla göz yummazdı. Yalandan, riyadan ve rüşvetten nefret ederdi. Asla gurura kapılmaz, büyüklük taslamaz, yapamayacağı işleri vaadetmezdi.<br />
III. Mustafa Han ilme ve alimlere büyük değer verirdi. Alimleri huzurunda toplar, münazaralar yaptırır ve onları cömertçe mükafatlandırırdı. Cihangîr mahlasıyla şiirler yazdı. Padişahlığı zamanında sonradan çıkan Rusya harbinden dolayı memlekette başlayan sıkıntı ve buhrana rağmen, evvelce başladığı hayır ve imar işlerini mümkün olduğu kadar devam ettirdi. Üsküdar&#8217;da Ayazma Camii&#8217;ni yaptırdı. 1766 zelzelesinde büyük hasar gören Fatih ve Eyüp Sultan camilerini yeniden inşa ettirdi. Yine aynı faciada yıkılan yüzlerce abide ve evi çoğu eskisi gibi olmak üzere birkaç yıl içinde yeniden yaptırdı. Davutpaşa kasrı ile Kapalıçarşı&#8217;yı, baruthaneyi, Saraçhane&#8217;yi, Tophane ve Kızkulesi&#8217;ni tamir ettirdi. Şairliğinden bahsetmişken  değerli şiirlerinden bir tanesine örnek vermekten kendimi alamadım.<br />
“Yıkıluptur bu cihan sanma ki bizde düzele,</p>
<p>Devleti çerh-i denî verdi kamu mübtezele</p>
<p>Şimdi ebvab-ı saadette gezen hep hazele</p>
<p>İşimiz kaldı hemen merhamet-i lem-Yezel&#8217;e”<br />
Bu şiri; saltanatı boyunca devleti kalkındırmakla uğraştığı  halde bu hususlarda kendisine yardımcı olacak devlet adamlarından mahrum kalması üzerine yazmıştır.(Mesut Hocamızın değimiyle “Adam Kıtlığı” yaşanan dönemler.)<br />
<strong>Dönemin  Askeri  Faaliyetleri:</strong><br />
Yeniliğin gerektiğine inanan ve bu uğurda çalışmalar yapan ıslahatçı  III. Mustafa askeri alanda da bir çok yenilik yapmıştır.</p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;ni askeri bakımdan kalkındırmak için topçu sınıfını ıslah, tophaneyi tanzim ve mühendis mektebini tesis yoluna gitti. Ordunun artan top ihtiyacına cevap vermek üzere Hasköy&#8217;de modern bir top dökümhanesi kuruldu. Bu iş için bilhassa Fransız ordusunda hizmet görmüş bulunan Baron de Tott&#8217;dan istifade edildi. Donanma faaliyetleri ele alınıp gemi inşası hızlandırıldı.</p>
<p>Bu arada Urban eşkıyasının faaliyetleri, hac yolunu tehlikeye düşürmüştü. Bu olaylara sebep olan Benî harp kabilesi şiddetle cezalandırıldı. İsyan eden Eflak voyvodası yakalanarak hapsedildi. Çıldır, Kars, Karaman, Aydın, Kıbrıs, Bosna ve Karadağ&#8217;da meydana gelen disiplinsizliklere karşı tedbirler alındı.<br />
III. Mustafa Han dış siyasette daima temkinli hareket ederek sulh ve sükunu muhafaza etti. Fransa ve Prusya arasında yedi yıl devam eden savaşlara tarafların tahriklerine rağmen katılmadı. Osmanlı Devleti&#8217;ni bu devrede savaştan uzak tutan devlet adamları arasında bilhassa sadrazam Koca Ragıp Paşa önemli yer tutmaktadır. Nitekim Ragıp Paşa&#8217;dan sonra devlet idaresinde söz sahibi olan paşalar arada daimi olarak bir ihtilaf bulunan Rusya ile harbe sebebiyet verdiler (1769). Osmanlı kuvvetleri başlangıçta Kırım&#8217;da ve Tuna boylarında ağır yenilgiler aldı. İbrail, Bender, Kefe, Yenikale ve Kerç gibi müstahkem yerler Ruslar tarafından işgal olundu. Rus donanması Çeşme limanında yakaladığı Osmanlı donanmasına baskın düzenleyerek yaktı.</p>
<p>Bu mağlubiyetler üzerine idarede değişiklikler yapan Mustafa Han, silahtar Mehmet Paşa&#8217;yı sadrazamlığa, Cezayirli Hasan Paşa&#8217;yı kaptan-ı deryalığa, Muhsinzade Mehmet Paşa&#8217;yı Vidin seraskerliğine, III. Selim Giray&#8217;ı Kırım hanlığına getirdi. Bu tayinler ve fermanlarla vaziyeti düzeltmeye muvaffak olan Mustafa Han, Rusların Tuna boyundaki ilerlemesini önledi. 1772&#8242;de başlayan sulh görüşmeleri muvaffakiyetsizlikle sonuçlandı. Yeniden başlayan savaşta Rusların Dobruca ve Kuzeydoğu Bulgaristan&#8217;daki Osmanlı kasabalarını aldıktan sonra akıl almaz barbarlıklarla tahrip etmeleri ve müslüman halkını küçük bebeklere varıncaya kadar, türlü işkencelerle öldürmeleri Mustafa Han&#8217;ın üzüntüden hastalanmasına ve 21 Ocak 1774&#8242;te bir Cuma günü ezan okunurken hayata gözlerini yummasına sebep oldu.<br />
<strong>1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı</strong><br />
Osmanlı tarihinin sükunet dönemi;.Dâmad Koca Mehmed Ragıb Paşanın vefatı üzerine rüzgârlı günlere maruz kalmaya başlamış, nihayet Rusya ile meydana gelen savaş yerini acı dolu fırtınalı günlere bırakmıştır milleti.Savaş ilk önce Lehistan&#8217;da kralla soylular arasında çıkan bir anlaşmazlık yüzünden başladı. Rus Çariçesi II. Katerina Lehistan&#8217;ı parçalamak amacıyla Lehistan&#8217;ın içişlerine karışıyordu. Kralı soylulara karşı desteklemek amacıyla bölgeye Kazak Rus askerlerini gönderdi. Askerler Osmanlı Devleti sınırları içindeki Balta kentine girerek katliam yaptılar. Osmanlı padişahı III. Mustafa bu durumu protesto ederek 25 Eylül 1768 tarihinde Rusya&#8217;ya savaş açtı. Lehistan&#8217;da krala karşı çıkan soylular Osmanlı Devleti&#8217;nin yanında yer aldılar. Birleşik Krallık da Rus donanmasına danışmanlar göndererek Rusya&#8217;nın yanında yer aldı.<br />
Savaşın Sonuçlanmasını 3.Mustafa görememiştir. 21 Temmuz 1774 tarihinde tahta yeni geçmiş olan Osmanlı padişahı I. Abdülhamit Küçük Kaynarca Antlaşmasını imzalayarak savaşa son verdi. Bu antlaşmayla Kırım&#8217;a bağımsızlığı verildi. Ama Rusya&#8217;nın asıl amacı bağımsız olan Kırım&#8217;ı kısa bir süre sonra topraklarına katmaktı. 9 yıl sonra 1783 yılında Rusya Kırım&#8217;ı resmen kendine bağladı. Kısa bir süre sonra da Ruslarla Osmanlılar arasında tekrar savaş çıktı.<br />
Karlofça Antlaşması  ile Osmanlı bir dizi tedbirler almaya başlamış ve mali, iktisadi, idari yapılanmaya gitmiş, ordu ve donanmanın yanilenmesi çalışmalarını başlatmıştır. III. Ahmet döneminde Osmanlı Avrupa kentlerine geçici elçiler göndererek yenilikleri takip etmek istemiştir. Bu dönemde matbaa getirilmiş, İstanbul&#8217;a bir kağıt ve kumaş fabrikası kurulmuştur.<br />
Küçük Kaynarca Antlaşması görünürde her nekadar Osmanlı Devleti’nin zararına gözükse de  daha sonraki dönemlerde akseden olayları bir bütün olarak ele aldığımızda Osmanlı’nın masa başında kazanma süresicine girdiğini ve hukuksal alandaki başarılarını görüyoruz.<br />
<strong>Koca Ragıp Paşa</strong><br />
Bu dönemde önemli bir pozisyonda (Sadrazamlık) rol alan ve aynı zamanda Hanedanlığa Damat olan Ragıp Paşa hakkında da azda olsa bilgi vermenin gerekliliğine binaen: 3. Mustafa&#8217;nın sadaret makamında bulduğu bu sadrazamın iktidarını takdirde gösterdiği isabet ve durmadan savaş yapmakta olan bir devleti sakin bir döneme çekmeyi başarmış, sulh içinde eksiklikleri telâfi etmeyi mümkün kıla¬cak zamanı kazandırmış olması dahi, Koca Ragıp Paşa&#8217;ya apayrı bir ehemmiyet vermeyi gerekli kılmıştır. Koca Ragıp Paşa ünlü Larus ansiklopedisinde emsaline kıyaslanamaya¬cak şekilde, genişçe bahsedilme şansi bulmuş zevattandır. Buradaki malumata göre; 1699 yılında dünya&#8217;ya gelmiş ol¬duğu İstanbul&#8217;da, 1763 yılında vefat etmiştir. Türbesi İstan¬bul&#8217;un Aksaray semtinden Lâleli caddesi üzerinden Bayezid&#8217;e çıkarken yolun sağ tarafındadır. Kendi adını taşıyan kütüphanesi elan istifade olunan kütüphanelerden olduğu gi¬bi, kapı yanında demir parmaklıkla ayrılmış bölümdeki kab¬rinde medfundur.<br />
Babası Mustafa Şevki efendi, Defterhâne kâtiplerindendir. Ragıp Paşa, medrese tahsilini yapmaktayken Defterhane&#8217;nin kalemine devam etmekteydi. İranla yapılan savaşlarda elde edilen arazinin kayıt işleri için Revan Valisi Arifi Paşanın mektupçuluğuna  getirildi.  Bu sıralarda  25 yaşlarındaydı.<br />
Akabinde de, Köprülüzâde Abdullah Paşa ile Hekimoğlu Ali Paşanın, maiyetlerinde de görev yaptı. 1729 tarihinde İstan¬bul&#8217;a geldiğinde de yaşı 30 olmuştu. İran bölgesine gitmesi bir defa daha gerekmişti. Nâdir Şahı bu sırada, İran üzerinde¬ki nüfuzunu, Bağdat üzerine yoğunlaştırmak için 1733&#8242;de mezkûr yerin, yâni Bağdad&#8217;ın bunlar tarafından muhasarası gerçekleştirilince, Ragip Paşa&#8217;nın İstanbul da mâliye tezkere-ciliği vazifesine tâyini yapıldı. Yeni vazifesinde ve müteakip görevlerde bilhassada, Avusturya ve Rusların delegeleri ile Nemirov kasabasında yapılan, sulh müzakerelerinde üstün başarı gösterdi.<br />
1741 tarihi Ragıp efendiyi reisülküttaplık makamında yâni bu günkü karşılığı hariciye vekâleti olan koltuğa oturmuş buldu. 1744 senesinde Mısır valiliğine vezirlik rütbesinde pa¬şa yapılarak gönderildi. Burada vazifesi beş sene kadar de¬vam etti. Bu arada Mısır&#8217;da önemli nüfuz sahibi olan Köle¬men beylerini tasfiye etmeyi de başardı. Bilahire diğer vali¬liklerde de başarısını devam ettiren Ragıp Paşa, 3. Osman&#8217;ın hükümdarlığı esnasında sadrıazam oldu. Hayatının sonu olan 1763 tarihine kadar, bu makamı muhafazaya muvaffak oldu. Prusya devletiyle iyi münasebetler kurarken, denge politika¬sını ihmâl etmedi, ne Rusya ile ne de Avusturya ile sıcak sa¬vaşa fırsat vermedi. Edebi tarafı kitaplarla anlatılacak kadar renk ve incelik dolu bir zattır.<br />
Şâir Fitnat hanım ile sohbetlerini zürefa elan nakleder. Biz bir tanesini nakle ictisar edelim: Şâire Fitnat hanım, Ragıp Paşa&#8217;nın bir arkadaşının kızı idi. Pederane sohbetleri olur imiş. Bir gün Paşanın köşkünün bahçesinde beyaz örtülü bir masanın etrafında sohbet ederlerken, uşaklar vişne şerbeti getirmiş. Ragıp Paşa&#8217;da bir bahsi anlatırken, Fitnat hanım gelen vi?ne şerbetini içmekteymiş fakat bu sıradada ayakla¬rını sallamaktaymış. Dikkati dağılan Paşa seslenmiş: -Fitnat ayaklarını sallama! Fitnat hanım âdetimdir, sallarım! Dedi¬ğinde masa sallanmış ve bembeyaz güzelim örtüye masada bulunan vişne şerbeti dolu bardaklardan birinden bir miktar şerbetin dökülmüş olduğu görülmüş. Ragıp Paşa bütün mu-zipliğiyle: -Fitnat gördünmü adetini? Deyivermiş.<br />
Koca Ragıp Paşa, Sultan 3. Mustafanın kızkardeşi Saliha Sultan ile izdivaç ettiğinden, aynı zamanda hanedana dâmad olmuştur.Cihangir Mahlasıyla şiir yazdığını belirtmiştik edebi kişiliğine binaen meşhur şiir ve sözlerinden birere örnek verelim:<br />
“Be-Muhammedin yercû&#8217;l ernânı Muhamrned Mimmâ yuhâfu ve fineâlike Râgibun Kelâl geldi tasarrufdan ümm-i dünyâyı<br />
Yeter şu Kâhire&#8217;nün kahrı azmi Rûm edelim.”<br />
Mânası: &#8220;Mehmed Râgıb, Hz. Muhammed&#8217;in yardımı ile emân diliyor ve korktuklarından emin olmak istiyor, atanızı dahi taleb ediyor. Mısır&#8217;da bulunmaktan bıkkınlık geldi; yeter artık Kahire&#8217;nin şu kahrı, Anadolu&#8217;ya gidelim.&#8221; Demektir.<br />
&#8220;Mevcud ahengi bozarsan, sonra es-kidüzeni de veremezsin!&#8221; Sözleriylede muhafazakarlığını belirtmektedir.<br />
3. Mustafa; Moskof düşmanı padişahların arasında en önde yer alması mümkün olan bir zattı. Rivayet olunurki; Sadraza¬mına: &#8220;Lala niçin Ruslara savaş açmayız, paraysa esas der¬din, Edirne&#8217;den onların başkentine kadar her bîr adıma bir san lira dizeyim&#8221; dediğinde, Koca Ragıp Paşanın cevaben:<br />
&#8220;Padişahım; devleti Osmaniye uzaktan bakıldığında heybetli bir arslanı andırır. Eğer yakından tetkik edildiğinde görünür-ki- bu arslanın dişlerinin dökülmüş, pençelerinin tırnakları kırılmış haldedir. Bunu Öğrenenler artık o arslanı rahat bı¬rakmazlar. Bunun için uzaktan görünen heybetiyle bu ars-lan, düşmanlarının çekindiği çatmaya korktuğu görüntü ola¬rak kalsın. Belki geçen bu zaman zarfında devlet-i âliye ya¬pacağı ıslah edici tanzimlerle arslanı kuvvetli bir hâle getire¬bilir!&#8221; mealinde beyanda bulunduğu söylene gelmektedir.Dişleri dökülmüş aslan tiplemesi ile Osmanlının ihtişamını kaybettiğini ve devledin bekası için yeni ıslahatların şart olduğunu açık bir şekilde görebiliyoruz.</p>
<p><strong>Hazırlayan</strong> :<br />
Tahsin AKIN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tahsinakin.com/sultan-3-mustafa.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

